Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda gördüğümüz şey sadece toz ve duman değil; sistematik bir öğütme makinesinin dişlileri arasında kalan milyonlarca hayat. Bir yanda Amerikan emperyalizminin "demokrasi" ambalajlı stratejik işgalleri, diğer yanda İsrail siyonizminin yerleşimci kolonyalizmiyle genişleyen şiddet sarmalı. Ancak asıl trajedi, bu cürümler işlenirken seyirci kalan, hatta birbirinin kuyusunu kazan Müslüman devletlerin içine düştüğü derin sessizliktir.
Emperyalizmin ve Siyonizmin Kanlı Ortaklığı
Amerikan dış politikası, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Ortadoğu'yu kendi enerji güvenliği ve jeopolitik hakimiyeti için bir satranç tahtası olarak kullandı. Bu stratejinin merkezinde ise her zaman İsrail'in koşulsuz desteklenmesi yer aldı. Noam Chomsky'nin belirttiği gibi, ABD için İsrail, bölgedeki "istikrarsızlığın içindeki istikrar adası" değil, Amerikan çıkarlarının ileri karakoludur.
Bu "ileri karakolun" Gazze ve Batı Şeria’da yürüttüğü politika ise mülksüzleştirme ve sistematik şiddet üzerine kuruludur. Tarihçi Ilan Pappé, bu durumu modern tarihin en uzun süreli "etnik temizlik" operasyonlarından biri olarak tanımlar. Siyonist ideoloji, kutsal metinleri jeopolitik bir tapu senedine dönüştürürken, Müslüman coğrafyası bu teolojik ve askeri saldırı karşısında ortak bir refleks geliştirememektedir.
Batı'nın Mezhepsel Farklılığı Aşan Birliği
Hıristiyan dünyası; Katolik, Protestan ve Ortodoks ayrımıyla yüzyıllarca kanlı savaşlar (Otuz Yıl Savaşları gibi) vermiş olsa da, bugün söz konusu "küresel çıkarlar" ve "Batı medeniyetinin bekası" olduğunda tek bir blok gibi hareket edebiliyor. Samuel Huntington’ın "Medeniyetler Çatışması" tezinde vurguladığı üzere, Batı dünyası kendi içindeki etnik ve mezhepsel farklılıkları, dışarıya karşı bir "kimlik kalkanı" oluşturmak için bastırmayı başarmıştır.
NATO’dan Avrupa Birliği’ne kadar uzanan bu kurumsal yapılar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir dayanışmanın da tezahürüdür. Ukrayna krizinde sergilenen o meşhur "Avrupalı dayanışması", söz konusu Filistin veya Suriye olduğunda yerini "stratejik körlüğe" bırakıyorsa, bu Batı'nın kendi içindeki birliğinin gücünden kaynaklanmaktadır.
Müslüman Dünyasının Prangası: Parçalanmışlık
Peki ya biz? Nüfusu 2 milyara yaklaşan, yer altı kaynaklarının merkezinde oturan Müslüman coğrafyası neden bu kadar dağınık?
Rashid Khalidi'nin analiz ettiği gibi, bölgedeki Arap rejimlerinin çoğu, halklarının iradesinden ziyade kendi koltuklarını koruma derdine düşmüş durumdadır. Bu durum, emperyalist güçlerin bölgeyi "böl ve yönet" taktiğiyle kontrol etmesini çocuk oyuncağı haline getiriyor. Mezhepsel gerilimler (Şii-Sünni aksı), yapay sınırlar ve milliyetçilik sosuna batırılmış bölgesel rekabetler, Müslüman dünyasının elini kolunu bağlayan asıl prangadır.
İsrail siyonizmi bölgede fütursuzca hareket edebiliyorsa, bu onun askeri dehasından ziyade, karşısındaki yapının atomize olmuş halinden kaynaklanıyor. Hıristiyan dünyası "farklılık içinde birlik" formülünü çözerken, Müslüman dünyası "benzerlik içinde düşmanlık" üretmeye devam ediyor.
Sonuç olarak, bugün karşı karşıya olduğumuz tablo sadece bir dış politika sorunu değil, topyekûn bir "Müslüman Dünyasının Birlik Sınavı"dır. Batı dünyası, kendi içindeki derin teolojik ve etnik çatlakları "ortak çıkar" potasında eriterek küresel bir zırh oluştururken; İslam coğrafyasının kendi içinde mikro-milliyetçilik ve mezhepçilik labirentlerinde kaybolması, emperyalist iştahı kabartan en büyük zaaftır.
Modern ulus-devlet yapısının Müslüman coğrafyasına dayattığı parçalı kimlikler, kadim "Ümmet" tasavvurunun önündeki en büyük yapısal barikattır. Bu barikatı aşmak, sadece hamasi bir söylem değil, İsrail siyonizminin ve Amerikan hegemonyasının bölgedeki cürümlerini durdurabilecek tek reel politik güçtür.
Edward Said’in belirttiği gibi, kültürel ve siyasi bir bütünleşme sağlanmadığı sürece, direnişler lokal kalmaya ve ezilmeye mahkûmdur. Eğer bu sınavı, suni sınırların ve kısa vadeli rejim çıkarlarının ötesine geçerek veremezsek; coğrafyamızın geleceği, başkalarının yazdığı kanlı bir tarihin dipnotu olmaktan kurtulamayacaktır maalesef. Hayırlı ramazanlar dilerim.