Ramazan-ı Şerif’in manevi ikliminden bayrama hazırlanırken, İslam dünyasının üzerindeki kara bulutlar maalesef dağılmış değil. Bugün sadece Gazze’de dökülen kanı değil, bu kanın dökülmesine zemin hazırlayan, coğrafyamızı parsel parsel istila etmeye çalışan kirli bir stratejiyi de konuşmak zorundayız.
Emperyalist güçler, kirli emellerini gerçekleştirmek için sadece silahlarını değil, maalesef halkı Müslüman olan devletlerin topraklarını da birer sıçrama tahtası olarak kullanmaktadır. Ortadoğu’nun kalbine saplanan askeri üsler, bugün sadece birer savunma noktası değil; İran üzerinden tüm Ortadoğu coğrafyasını istila etme planının ileri karakollarıdır. Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmi, Müslümanı Müslümana kırdırmak, Türkü Kürde düşmanlaştırmak, bölgeyi istikrarsızlaştırarak kendi "vadedilmiş" projelerine yol açmak niyetindedir.
Bu noktada Rahmetli Necmettin Erbakan’ın şu uyarısı bugün her zamankinden daha hayati bir önem taşımaktadır:
"Irkçı emperyalizm, Müslümanı Müslümanla çarpıştırarak bölgeyi kontrol altına almak ister. Bu oyunun temel taşı ise bölgedeki askeri varlıkları ve bağımlı yönetimlerdir."
İçimizdeki Fitne: Mezhepçilik Tuzağı
Dışarıdaki kuşatma ne kadar ağır olursa olsun, bizi asıl yaralayan içeriden açılan gediklerdir. Son dönemde Türkiye’de de canlandırılmaya çalışılan "ırkçılık ve mezhepçilik" fitnesi, ümmetin arasına örülmek istenen en tehlikeli duvardır. Siyonist ve emperyalist merkezlerin laboratuvarlarında hazırlanan bu fitne, bizi birbirimize düşman ederek direncimizi kırmayı hedeflemektedir. Ayrıca İsrail’in en büyük müttefiklerinden biri olan ve İsrail’in kendi toprakları dışında tek üssünün olduğu Azerbaycan’ın lideri olan Aliyev’in de bu süreçte Cumhurbaşkanımız gibi daha dikkatli ve yapıcı bir politika izlemesi şarttır.
Tam da bu noktada, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şu tarihi ve etkili çıkışı, oynanan kirli oyuna karşı en net duruştur:
"Bizim Şiilik diye bir dinimiz yoktur, bizim Sünnilik diye bir dinimiz yoktur; bizim dinimiz İslam’dır. Mezhepçilik yaparak fitne çıkaranlar, aslında İslam düşmanlarının değirmenine su taşımaktadır."
Bu duruş, sadece siyasi bir söylem değil, ümmetin selameti için kuşanmamız gereken bir zırhtır. Kendi içimizde ırkçılığa ve mezhepçiliğe düşüp vahdeti sağlayamazsak, dışarıdaki istilaya karşı koyma gücümüzü de kaybederiz.
Peki Ne Yapmalı?
Sadece dua etmek ve kınamak yetmez. Emperyalizme ve siyonizme karşı somut adımlar atmak bir tercih değil, insani bir zorunluluktur. Emperyalizme karşı şu üç sacayağını sağlam tutmalıyız:
- Stratejik Uyanış: Topraklarımızdaki yabancı postalların ve üslerin mevcudiyetini sorgulamalı, bölge devletleriyle "ortak güvenlik ve barış" koridoru oluşturmalıyız.
- Yerli Duruş: Siyonist sermayeye karşı ekonomik boykotu, sadece bir tüketim tercihi değil, bir bağımsızlık mücadelesi olarak görmeliyiz.
Bilge kral Aliya’nın dediği gibi "Ekonomik bağımsızlığı olmayan milletlerin, siyasi bağımsızlığı sadece bir kâğıt parçasından ibarettir."
- Vahdet Bilinci: Mezhep, ırk, meşrep ve siyasi görüş ayrılıklarını İslam’ın ana gövdesinin önüne geçirmemeli, Cumhurbaşkanımızın da vurguladığı gibi "İslam paydasında" kenetlenmeliyiz.
- Entelektüel Uyanış: Gençliğimizi Batı’nın kültürel hegemonyasından kurtarıp, kendi medeniyet değerlerimizle donatmalıyız. Bilgiyle kuşanmayan bir direniş, kalıcı olamaz.
Sonuç olarak, bayramlar bizi birleştiren, bizi "biz" yapan en kutsal zaman dilimleridir. Bu bayramda dualarımıza eylemlerimizi de katmalıyız. Ortadoğu'daki emperyalist kuşatmayı yaracak olan şey, sadece teknik güç değil, Müslümanların birbirine olan muhabbeti ve ferasetidir. Kirli planlar İran üzerinden ya da bir başka Müslüman ülke üzerinden yürütülmeye çalışılsa da; biz bir ve diri olduğumuz müddetçe bu istila hareketi boşa çıkmaya mahkûmdur.
Gerçek bayramların, coğrafyamızın özgür olduğu ve bölgemizde emperyalist üslerin değil, huzur kervanlarının dolaştığı günlerde gelmesi duasıyla... Hayırlı bayramlar…