Bu hafta, Adıyaman’ın tozlu ama samimi sokaklarından, o eski iftar sofralarının kokusuna uzanan, yerel motiflerimizi ve manevi derinliği harmanlamaya çalıştığım bir yazı hazırladım.
Zamanın durduğu o soğuk şubat sabahının üzerinden geçen yıllar, bizlere sabrın ve tevekkülün en ağır derslerini verdi. Şimdi ise takvimler yine o mübarek iklimi, on bir ayın sultanını işaret ediyor. Adıyaman’da Ramazan demek; sadece imsak ile iftar arasındaki o ince çizgi değil, bir şehrin yeniden ayağa kalkma iradesidir.
Ramazan kapıya geldiğinde, sadece bir ay değil, beraberinde koca bir huzur iklimi de girer evlerimize. Ama bazı şehirler vardır ki Ramazan orada sadece tutulan bir oruç değil, yaşanılan bir manevi iklimdir. İşte bizim Adıyaman, o iklimin en samimi anlarının yaşandığı yerdir.
Bugün modern sofraların şatafatı arasında kaybolurken, zihnimiz ister istemez o "Eski Ramazanlara" kayıyor. Hani o komşunun tabağının boş dönmediği, iftar topunun sesinin Adıyaman Kalesi'nden yankılanıp tüm şehre bir müjde gibi yayıldığı günlere...
Bir Diriliş Mevsimi
Bu yılki Ramazan, biz Adıyamanlılar için aynı zamanda bir teselli mevsimidir. Kayıplarımızın hüznünü, duaların gücüyle hafifleteceğimiz; birbirimizin yarasını sararken asıl zenginliğin "bir arada olmak" olduğunu iliklerimize kadar hissedeceğimiz bir aydır. Saf tuttuğumuz her teravihte, paylaştığımız her iftar sofrasında bu şehrin ruhunu yeniden inşa ediyoruz.
Sokaklarda Yankılanan Huzur
Eskiden Adıyaman’da Ramazan, fırınların önündeki o bitmek bilmeyen ama kimsenin şikayet etmediği kuyruklarda başlardı. Elimizde sıcak bir hıtap veya taze çıkmış bir çarşı ekmeğiyle eve koşarken, burnumuza gelen o odun ateşi kokusu açlığımızı unutturur, sabrımızı tazelerdi.
Musalla Mahallesi’nden Ulu Cami’ye kadar uzanan o manevi hat üzerinde, teravih çıkışlarında yapılan o koyu sohbetlerin tadı başkaydı. Büyüklerimizin dizinin dibinde, bahçeli evlerin serinliğinde veya avlularda buz gibi meyan şerbetiyle yapılan iftarlar, bugünün en lüks restoranlarına değişilmezdi.
Bir Tas Çorba, Bin Yıllık Muhabbet
Adıyaman’da iftar demek, sadece mideyi doyurmak değil; gönlü doyurmaktı. Sofranın başköşesinde her zaman bir misafire yer ayrılırdı. Kılotık'in ve şillik tatlısının o kendine has kokusu sokağa taştığında, bilirdik ki o evde sadece yemek değil, emek ve paylaşım da var.
Şimdilerde belki o eski kerpiç evler azaldı, belki sokaklar değişti ama Adıyamanlı’nın gönlündeki o "paylaşma" ruhu hiç eksilmedi. Yaşadığımız onca zorluğa, sarsıntıya rağmen bu Ramazan’da da yine aynı sofralarda kenetleneceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki; ekmek paylaşıldıkça bereketlenir, acı paylaşıldıkça hafifler.
Son olarak bu mübarek ayın, gönül coğrafyamızın her sokağına bereket, her hanesine huzur ve her gönle şifa getirmesini diliyorum. Eski Ramazanların tadında dualarla...